Bugün uludağ sözlükte gezerken gördüm bu entry’i çok hoşa gitti blog’umda paylaşmak istedim onun için. Son olarak “Allah kimsiye bu acıları yaşatmasın düşünmesi bile çok kötü….
”
bir insanın hayatı boyunca yaşayabileceği en büyük acıdır…
biraz iddialı oldu sanırım. evlat acısı vardı bir de değil mi? gerçi henüz baba olmadım… bildiğim kadarıyla yani. elinde çocuk, karşıma dikilip ”bu senin evladın işte!” diye çemkiren bir kadınla karşılaşmadım en azından. neyse, onu bilemeyeceğim de anne ve babanın ölmesinden çok daha acı olduğunu biliyorum. maalesef onu da biliyorum…
birlikte geçirmediğimiz tek bir gün bile olmayan 3 sene… ağlamadan geçirdiğim tek bir gün bile olmayan 2 sene… lösemi, 3 – 2 önde şu an. yanlış anons falan da değil üstelik. güneş’imin hücre yapısı bozulmuş, ona zarar verecek hale gelmiş, çoğaldıkça çoğalmış ve gözümün önünde eriyip gitmesine sebep olmuş.
18. 12. 2007 – 17:36 – salı hastane bahçesi…
+ şu an ne isterdin en çok?.
- öleceğimi bilmemek…
+ …
- ıımmm, bir de benden sonra neler yapacağını bilmek.
+ …
- …
+ ağrın çok mu?
- pek diil de mide bulantısı başladı, o sıkıyo canımı…
+ …
- ya montunu da verdin bana, buz gibi hava üşümüyo musun?
+ ı-ıh…
- peki madem.
+ …
- sustun?
+ evet.
- sanırım peruğa ihtiyacım olucak yakında.
+ alırım.
- saçlarıma en yakın modeli bulursun di mi?
+ bulurum.
- …
+ …
- …
+ …
- bak bakim bana sen?
+ hı?
- al işte, yine dolmuş gözler… bu akşam da geçmek bilmez artık bize. eşek herif seni.ne o akşam geçmek bildi, ne de ondan sonraki koca 2 sene.
ne bileyim ya, en azından hiç sevmediğim bir huyun olsaydı…
yok ama, böyle bir şey olamaz… ”daha az sevdiğim” diyeyim ona ben. keşke daha az sevdiğim bir huyun olsaydı. unutmam daha kolay olur muydu acaba o zaman? ya da beraberken senin istediğin ama gitmediğimiz tek bir mekan olsaydı şu lanet ankara’da. bana seni hatırlatmayacak bir yer olsaydı. hemen şimdi oraya kaçıp nefes alabilirdim böylece… senden sonra her şey, ağız birliği edip bana acı çektirmeye ant içmiş gibi geliyor. bir cadde, bir yemek, bir şarkı, bir koku, bir isim…
09. 03. 2008 – 13:00 Pazar – ziyaretim…
+ ta taaaam! Bil bakalım kimim ben?
- nassıı yaani? Ahahahaha, allah’ım inanmıyorum aşkım ne bu hal?
Annesi: Allah iyiliğini versin oğlum tanıyamadım birden öyle görünce.
+ yakışmamış mı ama şimdi teyzecim?
Annesi: güzel olmuş güzel.
- nerden esti böyle birdenbire?
+ hiiç, bunalmıştım saçlarımdan artık tarz değiştireyim dedim. Kötü mü etmişim? Olmamış di mi?
- itiraf et benden özendin di mi? Baktın ki güzelliğime bi de kel kafamın karizması eklendi, kıskandın beni.
+ al işte. Teyzecim ben şikayetçiyim kızından. Hiçbir şey beğendiremiyoruz prensese.
Annesi: neyse ben çıkayım da rahat rahat edin kavganızı. Kızım üzme çocuğu sen de.
- şaka yapıyorum sersem, ne yakışmaz ki sana?
+ bak ne var burada.
- ne o?
+ …
- hiiyyyy, almışsııın. Aşkım saçlarımdan daha güzel bu. Vallahi biliyodum bulabiliceğini.
+ tak bakayım bi.
- ya ben bile anlamıcam nerdeyse peruk olduğunu, aynı gerçek saçlarım gibi. Çok teşekkür ederim canım.Ne diyebilirim ki? güneş’imin gözlerinin içi gülüyor. dilim dönmüyor amına koyayım. susup izliyorum mutluluğunu.
- ya aşkım şimdi diyorum ki, bence bu peruk sana benden daha çok yakışır?
+ hayrola?
- ee, ikimiz de dazlağız sonuçta. Açıkçası merak da etmiyo diilim sende nasıl durucağını.
+ oldu artık. Şaşırdın iyice güneş.
- hmmm… kırıyosun yani beni?
+ hayır, sadece sen bokunu çıkarıyosun.
- gözlerime bakar mısın?
+ ee?
- lütfen.Ne olacak lan sanki? Kimse görmüyor nasıl olsa. Bir o, bir de ben. Ziyaret bitince yine ağır takılırsın, iki dakika rahat ol amına koyayım.
+ ver güneş ver. Yedin bitirdin ömrümü.
- ahahahahaa…
+ heh, al bakalım. Oldu mu?
- aşkım valla benden daha güzel oldun ya.Nasıl bir şeysin kız sen? Nasıl bir şeydin sen? Bir insan suratını hiç mi asmaz, hiç mi bir şeye kapris yapmaz? Bir kız bu kadar güzel olur da hiç mi nazı niyazı olmaz? Nereden tanıdım ki ben seni? Beklentilerim yükseldi senden sonra. Hayal kırıklıklarım da o oranda arttı haliyle…
Hastalığı süresince en güzel geçen günümüz buydu. Saçları artık sahte bile olsa, yüzünün güzelliğini tekrar çıkarmıştı ortaya. Ağız maskesi bile bozamıyordu bunu. El ele hastane bahçesini tavaf ettik zibilyon kere. Kekolar gibi açtık cep telefonundan en sevdiğimiz şarkıyı son ses, birbuçuk iki saat boyunca dinledik.
Bir de bitmeseydi o gün. Sonu gelmeseydi keşke.
2 senedir çevirim dışı zaten msn’de… aklıma geldikçe, hiçbir zaman okuyamayacağını bile bile ileti yollamak… ”çevirimiçi olduğunda iletiniz teslim edilecektir.” ibaresi… ne onun çevirim içi olması, ne de o iletinin teslim edilmesi… maillerini de mi merak etmiyorsun be kızım? en sevdiğin sözle bir grup oluşturup sadece senin ismini oraya sürüklemek kesmez oldu artık.
hattı bende hala. ne yalan söyleyeyim, sık sık kendimi arıyorum onun numarasından. ”güneş’im arıyor” yazıyor telefonumun ekranında…
bok arıyor güneş’in! güneş battı oğlum, şafak karanlık lan artık! sen arıyorsun aslında salak herif… kendimi kandırmaktan hiç bu kadar acı çektiğimi hatırlamıyorum…
28.09.2008 – 16:32 – pazar… arayan kuzeni…
+ efendim?
- x, başımız sağolsun…
+ …
- …
+ …
- orada mısın?
+ yol… yoldaydım zaten, 5 dakikaya oradayım…yalana bakın… 5 dakikada biter mi lan o ağlama krizi? arabayı sağa çek, aşağı in, bir sigara yak, kendinden geç, elin ayağın boşalsın, ağla… kimse görmüyor zaten amına koyayım, koyver gitsin. nereden baksan yarım saat. olsun ama, hesap vereceğim kimse yok ki hayatımda artık… ”trafik vardı, o yüzden geciktim.” derim. kim surat asacak ki bana bunun için?
buz gibi morg… ama cansız bedeni hala sıcak… biliyorum, çünkü dudaklarım yalan söylemez benim. alnı, yanakları sıcacık… fazla uzaklaşmış olamaz değil mi? hala o civarlardadır yani. koşsam yetişirim belki. allah’ım aklıma mukayyet ol… ya da bırak, olma. akıllı insan dayanamaz böyle bir acıya, izin ver delireyim.
hayatımda ikinci kez kıldığım namaz güneş’imin cenaze namazı olacakmış meğer. ilk kıldığım namazın konsepti de aynıydı zaten. ama bu kadar yakmamıştı canımı. cenaze namazları sayesinde hatırlatıyorum kendimi allah’a. allah da sevdiklerimi alarak hatırlatıyor kendini bana. o zaman ben de artık kimseyi sevmem, olur biter. unuturuz birbirimizi böylece. nasıl taktik ama?
28. 11. 2008 – 14:15 Cuma… kabrini ziyaretim…
Ellerimde çiçek… kalbim işkencede sıkıştırılıyor sanki… tek kelime çıkmıyor ağzımdan… sadece susup ağlıyorum. Deli gibi ağlıyorum. Mezar taşına bakıp ağlıyorum. Toprakla oynuyorum, elimi sürüyorum, çiçeklere bakıyorum ve ağlıyorum. Defalarca okuyup okuyup ağlıyorum;
Doğum tarihi : 01. 06. 1986 – ölüm tarihi: 28. 09. 2008
”biricik kızımız, meleğimiz, güneş’imiz. Sadece sen gitmedin, hepimizi de kendinle birlikte götürdün. Her ölüm erkendir, ancak seninki çok daha erkendi. Kabrinin de yüzün gibi aydınlık olması dileğiyle.”
Büyük konuşmayı hiç sevmem aslında ben. Fakat ister istemez merak ediyorum, benim içimi bundan başka daha fazla ne acıtabilir? Sanırım Allah bile cevap veremez bu soruya.
Aaaaah, pardon allah’ım özür dilerim… evlat acısı vardı bir de değil mi? Tamam pes, sen kazandın yine…
ve sen gittikten sonra neler yaptım? seninleyken yaptığımız hiçbir şeyi yapamadım bir kere. sevişemedim mesela. ha, sikiştim ama sevişemedim. bir de çok yalan söyledim. cansız bedenini öpen dudaklarım senden sonra çok yalan söyledi. sırf sikişebilmek için yalan söyledi. ”seni seviyorum.” dedi. bir anlık zevk için bu şerefsizliği de yaptı yani. herkes de senin gibi akıllı değil ki be güzelim, kanıveriyorlar her söze… al işte, seninle diğerleri arasındaki bir fark daha…
öleni beklemenin ne denli zor olduğunu anladım. hani bilsem öldüğümde seninle görüşebileceğimi, tereddüt etmem yani… herkeste seni aramayı bıraktım artık. anladım bulamayacağımı çünkü… bir kızım olmasını istiyorum. her haliyle sana benzeteceğim onu. tavırları, konuşması, duyguları, düşünceleri, her şeyi sana benzeyecek. ismini de senden alacak zaten. ”güneş” olacak adı. canım kızımın adını her söylediğimde içim yanacak. çok seveceğim onu. tıpkı annemi, babamı ve seni sevdiğim gibi kızımı da çok seveceğim. üçüncü bir cenaze namazı ihtimaline rağmen hem de. risk budur!
biliyorum, böyle yaparak eşime ve kızıma da haksızlık etmiş olacağım ama vallahi başka çarem yok. ne yapayım, sen de koyup gitmeseydin beni. resmen koydun ve gittin… ne kadar bencilim değil mi? hala kendimi düşünüyorum.
kabrinde dayanabiliyor musun acaba birlikteyken işlediğimiz günahların cezasına? Eminim o ipek gibi sarı saçlarının avuç avuç döküldüğünü görmen kadar acı verici değildir ama.
umarım sen hayattayken kırmışımdır kalbini. ”umarım.” diyorum, çünkü hesap günü görüşecek olma ihtimalimiz bile sevindiriyor beni inceden. yok ama, kesin görüşürüz. çok hakkın var çünkü benim üzerimde. umarım son anda cadılığın tutmuştur da en azından bir tanesini helal etmemişsindir bana. Bak, yine kandırdım kendimi. Cadılığın falan tutmaz ki senin…
13.10.2010 – 02:25 Çarşamba ben…
al işte, yine doldu gözlerim… bu gece de geçmek bilmez artık bana… eşek herif beni…
Kaynak:
Sevgilinin Ölmesi…

bir insanın hayatı boyunca yaşayabileceği en büyük acıdır…