Bir iç savaştı ona göre aşk… Savaşların gölgesinde harcanan yılların tarihten çığlık çığlığa haykırarak her sabah bir kez daha hortladığı toprakları, yine aynı topraklarda yazdı Temelkuran.
Beyrut ve Ortadoğu kasıtlı olarak seçilmişti Ece Temelkuran tarafından. Beyrut iç savaştı zira… Beyrut aşkın ta kendisiydi hatta. Ortadoğu ise bizdik: Dr. Hamza idi, Nâsır idi, Marwan idi, Deniz idi, Ece idi ve sen idin bu kitapta! Çünkü ağlamanın hakkını veren bir kitleydi Ortadoğulular. Yeri geldiğinde haykırmanın, direnmenin, ölmenin bile layıkıyla yaşandığı topraklardı…
Kitabın konusundan, şahıslardan ya da kurgudan söz etmek istemiyorum bu kez öyle detaylarıyla. Zaten kitabı okuduğunuzda fazlaca bulacaksınız her birini ve fazlasını satırlarda. Bu seferlik yalnızca Ortadoğu’dan ve aşktan bahsedelim kısa kısa. Hatta birkaç alıntı satırla…
“Ve Beyrut’ta herkes birbirine bakar. Öyle kaçamak değil, durup şöyle uzun uzun. Röntgenini alırcasına.” demişti Ayşe anlatırken Beyrut insanını. Doğruydu da. Ortadoğu acı, keder, yara demekti ve Ortadoğulu acısına, kederine yoldaş aramaktaydı her dakika. Tek dayanakları kendileri, tek sığınakları birbirleriydi bu topraklarda. İşte bu yüzden uzun uzun röntgenini alırlardı insanın keskin bakışlarıyla. Acıya odaklanmış yürekleri bir Ortadoğulu gibi atarken kayıtsız kalamazlardı başka bir sancıya…
Diğer yandan Jan: “Beyrut’a hoş geldin Debra! Burada gece bıraktığın hiçbir şeyi sabaha aynı bulamazsın!” diyordu Debra’ya. Haklıydı da. Asırlardır değişim demekti Ortadoğu. Öyle uzun vadeli, dönemlik değişimler değil; günübirlik, anlık değişikliklerdi kaderlerini çepeçevre saran bu halkların. Bir gün Müslüman ellerle dikilen çiçekler, Hristiyan burunlarca koklanıyor ve Yahudi ayaklarla eziliyordu az zaman sonra. Yahut tam tersi yönde ama benzer bir döngü ile hükmediyordu istikrarsızlık Ortadoğu’ya. İşte bu yüzdendir ki Debra uyandığında, bulamadı hiçbir şeyi bıraktığı gibi…
“Biz Filipinacığım, çok güldüğümüzde daha gülerken yakında ağlayacağımızı düşünüp surat asan insanlarız.” diye anlatıyordu biricik kızına Dr. Hamza. Daha pek çoğu da böyle düşünürdü. Haklılardı da… Hakları değildi çünkü katıla katıla gülmek ve bedelsiz bir şekilde yaşamak. Evet, alınan her nefesin bir bedeli vardı bu topraklarda. Yakın bir dostuna isabet eden uzun menzilliye tanıklık etmek mesela, komşu çocuğunu kollarında uğurlamak ölüme ya da…
Nasıl Ortadoğu sahiplenmiş ve içselleştirmişse yüzyıllar boyu bağrını yakan istikrarsızlığı, acıyı ve kanı, insan işte öyle sahiplenmişti her şeye rağmen aşkını…
“Aşk, büyük bir iç savaştı aslında…” Ve aşk, Ortadoğu’nun ta kendisi oldu sonunda.
http://feedproxy.google.com/~r/BirKalem/~3/vV5p4apgaQs/muz-sesleri-ortadogu-ve-ask-ustune
