Hayatımız, içinde varolduğumuz bizi ve değerlerimizi yansıtan aynamızdır aslında. Malesef kimi zaman hayat bize çok acımasız olabiliyor.
Bize sunduğu çekler karşılıksız çıkıyor. Boşlukta kalıyor, biran da neye uğradığımızı şaşırıyoruz. Bu durum da hayatı ne bir mahkemeye verebiliyor, ne de sorgulayabiliyoruz. Hayat ne yazık ki istediklerimizi değil, bize layık gördüğünü yaşatıyor. Etrafımızda ki bir çok insanın hayata dair şikayetleri var. Kimi eşinden, kimi çocuğundan, kimi paradan, sağlıktan, kilosundan tutun da boyunun uzunluğundan, kısalığına kadar şikayeti vardır. En fazla şikayet ise işsizlik ve buna bağlı olarak maddiyattandır.
Biz faniler zamanı kendimize uydurmaktan vazgeçsek galiba şikayetlerimiz de bir nebze azalır. ” Su akar yolunu bulur. ” lafını pek önemsemeyiz. Biz bu yolu kendimiz açmaya çalışırız ve şartları zorlarız. Sonuçta zamana karşı gelmekten dolayı kendimizi şikayetçi konumunda buluruz. Aslında hepimizin bir hayat dolabı vardır. Yaşadıklarımız ve yaşayacaklarımız asılıdır bu dolapta. Her yeni gün de yaşıyacaklarımızı buradan giyiniriz farkında olmadan. Gün sonun da belki de defolanmış kıyafetlerimizi asar, karamsarlık pijamamızı giyer ” Niye böyle oldu? ” uykusuna yatarız. Bazen de yıpranmamış gün kıyafetimizi dolaba asar, mutluluk pijamasını giyer iyi geceler uykusuna dalarız.
Bazen de yanlızlığımız ve biz gecenin bir saatin de balkon sefası yaparız. Yanıp, sönen evlerin ışıklarına bakarız. Kimi sarı, kimi pembe, kimi beyaz. Bu ışıklar altında neler yaşanıyor, onlar bu gece hayat dolaplarına neler astılar diye düşünürüz. Kimi doğmuştur, kimi veda eder hayata, kimi sevdiğinin kolların da ilk gecesidir, kiminin ayrıldığı, kimi şiddet görüyor, kimi ağlıyor, kimi gülüyor. İşte bunlar da bizim hayat maskelerimiz, istesekte bu ifadeleri yüzümüzden söküp atamıyoruz. Çünkü hayat; bize bunları yaşatıyor. Karşı çıkanlar da var elbette kimi sessiz çığlıklarıyla haykırıyor, kimi küfür ediyor, kahrediyor, kiminin adı asi olarak kalıyor. Ama kimse yaşananları, yaşanacakları engellemekte başarılı olamıyor kısa yolu seçip hayatı suçluyor. Belki de kim bilir suçlu bizleriz aslında.
Kararsızlıklarımız karar vermemizi geciktiriyor. Bu yüzden hüsranla biten herşey için hayatı suçluyoruz. Tek kişilik hücrelere kendimizi kapatmaktan vazgeçip, anlımıza yapıştırdığımız şikayetçi etiketini söküp atıp, insanların bizi görmek istediği gibi değil, biz görünmek istediğimiz gibi olup, huzur isterken huzur vermeyi de bilip, gönül kitaplığımızı zenginleştirerek, cebe değil insanların gül cemaline göre değerlendirerek :
Hayata ” Ey hayat! Benim senden şikayetim yok. ” demeyi başaracağımızdan eminim. Hayatı anlamlı yaşamanın kısa formülü; biraz cesaret, biraz özgüven, biraz azimdir aslında.
Kaynak:
Hayat Dolabı
